30 Eylül 2015 Çarşamba

Çocukluk Çağı Kanserlerini Erişkinler Önler






Basit bilgiler hayat kurtarabilir.
Sadece çocukların yanında sigara içmeyerek ya da onlara doğru beslenme alışkanlıkları aşılayarak kansere yakalanmalarını önleyebilirsiniz.

Kısa zaman önce sosyâl medya üzerinde bir grup genç dimağın başlattığı "çocukluk kanserleri farkındalığı" hareketine destek için siz de bu konu hakkında bir iki cümleyi akıllara sokabilirsiniz. 


Selâmla

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Yeni Şarkı / New Song

Two Tapes ile Gox'un yaptığı yaz - şehir sesleri
Yeni bir şarkı
Dinlemek için tıklayınız!

Summer - city sounds from Two Tapes and Gox
A new song
Click to listen!

https://soundcloud.com/goxsz/beast-feat-twotapes



23 Şubat 2015 Pazartesi

Kedi ile Çocuklar

Birbirlerinden habersizdiler. Yine de o gün gördüğüm birbirleri ile en uyumlu iki şeydiler.


31 Aralık 2014 Çarşamba

Doğa karşısında çırılçıplak : Peter Benchley’in Çıplak Deniz’i üzerine bir eleştiri


Bu yazı daha önce arkakapak.com'da yayınlandı


Bir duygudan diğerine uzanan yolda bütün arzuların, sorumlulukların ve mekânın önemini kaybetmesi… Bir kitabın bunu sayfa sayfa yaşatması okurken akıp gitmesi için yeterlidir. Bunu yaşatabilen bir kitap, “samîmî” sıfatını hak etmekle beraber, sizi kitabı okurken yaşadıklarınız üzerine daha fazla düşünmeye itecektir. The Girl of the Sea of Cortez, Türkiye’de yayınlanmış ismi ile Çıplak Deniz, okuyucuyu işte bu hislerle doldurmaktadır.

1940 yılında New York’ta doğan romancı Peter Benchley, Amerika’nın ünlü edebiyatçı ailelerinden Benchley’lerin üyesidir. Büyükbabası bir güldürü yazarı, babası romancı olan Benchley; edebiyatın peşinden koşmaya başlamadan önce, 9 yaşında denizle tanışmıştır. Büyük ilgi duyduğu deniz hayatı ve bu konuda kazandığı deneyimler onun 40 yıl içinde akıllarda terör estiren “süper korku romanlarının”[1] yaratıcısı olarak tanınmasına giden yolu açacaktır.


Benchley’in ilk romanı Jaws – Denizin Dişleri dünyada satış rekorları kırdı: 490 sinemada filmi gösterilen Jaws, 6 ayda 6 milyon sattı. Jaws, 1974 yılında Türkiye’de Altın Kitaplar tarafından basıldığında bültenlerde şu cümle dikkat çekmekte idi: “Bu film yüzünden Amerikalılar denize bile giremiyorlar.” Aşk ve tehlike kavramlarıyla örülmüş bu roman Türkiye okuyucusunun da ilgisini çekmiş olacaktı ki, Benchley 70’lerin sonunda kendisine bir okuyucu kitlesi edinmiş bulunuyordu.

Peter Benchley’i Jaws ve Beyaz Köpekbalığı kitaplarıyla tanıma eğilimimi buradan gelmektedir. Garip ve korkunç “deniz canavarlarını” anlatan bu kitaplar sonrasında 1980’lerde, Benchley üç roman daha yazmış, ancak bu romanlar ilk ikisi kadar satmamıştır. Buna rağmen, bu yazıya konu olan The Girl of the Sea of Cortez kitabı, Benchley yazınında adeta farklı bir nefes kabul edilmektedir.

Parçacıkları birbirine dolanmış gibi benzer atmosferlerde yaşayan iki varlık… Kitabın giderek daha fazla hissettirdiği, ama kitap boyunca da bir türlü emin olamadığımız düşünce bulutunun içinde yazar bu. Çıplak Deniz’in başkahramanı Paloma, varlığı deniz yaşamına doğallıkla adanmış genç ve cesur bir kızdır. Bu durum ona, öykünün anlatılmasından kısa bir süre önce öldüğünü sandığımız babası tarafından miras bırakılmıştır ve deniz ile onun sakinlerine karşı Paloma’nın geliştirdiği bu derin alâka; geçimini çoğunlukla denizden sağlayan bu küçük California adasındaki halkça genç kızın garipsenmesine yol açmaktadır. Denizde zaman geçirmek onlarca kadınlara mahsus bir iş değildir. Paloma’nın öyküsünde eksik kalan düşman kavramını ise genç kızın aksine babasından deniz adına öğrendikleri sadece mekanizmadan ibaret olan erkek kardeşi doldurmaktadır. Nitekim dişli bir şekilde kızkardeşiyle sürdürdüğü denize muktedir olma çabasını “içinde yer almayan o his” yüzünden kaybetmekle karşı karşıya kaldığı her anı Paloma’ya kurduğu plânlarla telâfî etmektedir.

Benchley’in kendisini Paloma’nın yerine koyduğunu ve doğaya yapılan eziyetler karşısında nasıl ızdırap duyduğunu bu şekilde aktarabildiğini düşünenler çıkacaktır. Kendi adıma bu düşünceyi yanlış bulmuyorum. Benchley, uzun süre “insanları köpekbalıklarının katil olduğunua inandıran adam” olarak medyada dikkati üzerine topladı. Bu bilinçli bir şekilde kurulmuş bir sahne olmamalıdır. Zira, Peter Benchley denizle ve doğayla ilgilenmeye başladığı andan itibaren insanların yaptıkları ile bozulan ve dengesizleşen doğanın karşısında yer aldığını söylemiştir.

“Benchley Ulusal Çevresel Savunma Konseyi üyesiydi ve Okyanuslar Programı sözcüsüydü. Bir konuşmasında Jaws hakkında şu ifadeleri kullandı: Güncel Jaws’da köpek balığı kötü karakter olmazdı, kurban olarak yazılırdı. Dünya çapında köpek balıkları zalimlerden daha çok ezilmektedir. Benchley ayrıca, Bermuda Sualtı Araştırma Enstitüsü’nün kurucu üyelerindendir.[2]

Çıplak Deniz’in diğer Bencley kitaplarından “bir adım daha öteye gittiği” diğer bir nokta da, sadece kendisini genç kızın yerine koymakla kalmayıp; genç kızı da birçok hissi paylaştığını alt metinlerle ifade edilmiş bir manta balığının yerine koyuyor olmasıdır: Kitapta öylesine büyük bir balık resmedilmektedir ki en büyük zevki bütün zamanını tuttuğu nefesle balıkların yaşam alanına dalarak onları gözlemlemek olan Paloma balığı üzerinde süzülürken gördüğünde “Güneşi kapattığını” düşünmüştür. İnsanların kendilerine rastlamış imkânları hor kullanması ve açgözlülükleri ile sebep oldukları yüzünden yaralanmış olan bu koca balık, Paloma tarafından iptidaî de olsa tedavi edilir ve denizin derinliklerine gönderilir: Çok sıradışı bir durum! Herhangi biri onu yakalayıp kilolarca et elde edebilirdi.

Kitaba hakim olan deniz maceralarının temelinde okuyucu hep şu temayı fark edecektir: Dokunaklı. Bilmediği her şeyden korkmaya ve korktuğu her şeyin yerini almaya programlanmış insanoğlu için gerçekten de yepyeni bir nefes olan Çıplak Deniz, insanların korktukları her şeyden bile daha tehlikeli olduklarını haykıran alçakgönüllü bir işaret gibidir.

                                          


[1] “Superthriller – A novel of relentless terror” : 1974 yılında Altın Kitaplar’dan çıkan ilk Jaws romanının arka kapağında Amerika baskısından bir kesite yer verilmiştir.

[2] The Royal Gazette’de “Make your company a world wide known name with us!”başlıklı ve 20 Şubat 2013 tarihli makaleden alıntıdır.




24 Kasım 2014 Pazartesi

Hakikatimiz ve Hakîkatimiz Sandıklarımız Üzerine

 Öncelikle, dört günlük bir düşünme sürecinin ardından gelen dinelmiş düşünceler ve kutsanmış; eski şarkıların eşliğinde yazıyorum bunları sana.


 Ruhumuzun temeline nasıl da sokmuşuz ödülü ve cezayı. Nasıl da bekliyoruz bir davranışın övülmesini, yerildi ise nasıl da kapanıyoruz kendimize? Nasıl da o bazı sınırları geçmiyoruz-geçemiyoruz? Fazlasıyla temiziz her birimiz kendimize göre çünkü. Çook temiziz, herkes kirli! Kısasa kısas usûlü ile, hayatımız geçiyor.



 Dönüp dolaşıp kendimize varıyoruz. Çünkü yok başka gidebilecek yerimiz. "Bedel" istiyoruz. Sonra fark ediyoruz, istememeliyiz. Kendimize öyle kızıyoruz ki; "hadi" diyoruz, "çemberimin başladığı o noktaya yeniden döneyim! Ne güzel bir noktaydı orası!" Hâlbuki sevdiğimiz, o başlangıçlar... Bir bedel gibi kabûl ederiz gerisinden geleni. "Ödül" ederiz bir sonraki "çemberin gelişini". Nietzche demişti, hatırla, hâlbuki: "Nerede duyulmuş ki, bir annenin çocuğunu seviyor diye bedel istediği?"



 Biz, kısasa kısasın hâlâ derinliklerimizde olduğunu hissettiğimiz anda sonuna kadar götürdük, birbirimizi tamamen inkâr etmek istedik ki, kaybettiğimiz şeyi başka gözlerle arayabilelim. Evet o zaman Kutsal Kitap'ı boşuna okumadığımızı anladım. Kutsal Kitap bizi kurtardı.

6 Temmuz 2014 Pazar

Gerçeğin bir üstü: Canetti ve Kulakmisafiri üzerine bir eleştiri



Bu yazı daha önce blog.babil.com'da yayınlandı





 İlk romanı Körleşme ile tanınan Bulgaristan doğumlu Avusturyalı romancı, oyun ve deneme yazarı Elias Canetti; yazdığı ilk yıllardan itibaren “kitle” konusu üzerinde yoğunlaşmıştır. 1935’te yayınlanan Körleşme’de bir bilim adamının kitaplardan oluşan, gerçeklerden kopuk dünyasını delip geçen bir kadını işlemektedir. Bunu yaparken aslında Avrupa kültürünün yıkılışını anlatan Canetti; gözlemlerini o kadar hassas bir dönemde yapmıştır ki, üzerinde durduğu konulara tesadüf denilemez. Bunun sebebi ise çocukluğuna rastlayan 1911 yılında İngiltere’ye göç etmeleriyle Canetti ve ailesinin savaşa tanıklık etmiş olmasıdır.

 Onu bir toplumbilimci sanan kişilerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Özellikle Kitle ve İktidar adlı eserinde kitle kavramından daha çok onun simgeledikleriyle ilgilenmesi ve dahası, Kate O’brian’ın Canetti’yi James Joyce ile karşılaştırması bu kanıyı yaygın hâle getiren etmenlerden olabilir. Karşılaştırmanın sonucunda O’brien, Canetti’nin Joyce’dan daha karanlık ve mantık dolu olduğu sonucuna varmıştır. Kitle ve İktidar'dan önce yazdığı Düğün ve Kendini Beğenmişlik Komedyası oyunları, anlaşıldığı üzere Canetti’ye Kitle ve İktidar'ı yazacak bilgi gücünü sağlamıştır. Kırk yıla yakın çalışma süresinin ürünü olan bu kitapta Canetti faşizmin temelindeki en önemli iki olguyu başlığa 
koymuş ve bunları antropolojiye dayandırarak incelemiştir. 

 Kitle konusu ne kadar tesadüfse, Canetti’nin elli birbirinden ilginç karakteri yarattığı bir kitabı yazması da o kadar tesadüftür: Canetti karakter yaratmadaki ustalığıyla bilinmektedir. Bu da bizi okuduğunuz yazının kıyısına getiriyor. Körleşme’de yeryüzünde yaşayan herkesi simgeleyen dört, hatta beş karakter yaratan Canetti; Payel Yayınları’ndan çıkan Kulakmisafiri Elli Karakter’de, karakter yaratmak isteyenlere gerçek bir ilham kaynağı olurken; okuyucuya da bir ince eleştiri ve muziplik deneyimi yaşatmaktadır. Kitaptaki elli birbirinden garip karakterin kişiliklerinde etkileyici olan, kendilerine özgü “deli mantığı” ve toplumun geleneklerine getirdiği keskin uçlu eleştirilerdir. Bu eleştirilerin keskin ucunu Canetti, gerçeği alıp gerçekdışıymış gibi göstererek yapmaktadır. Göze batmaması için de bunu yaparken bir detaylar silsilesi ile okura, okuduğu sahneyi adeta göstermekte, yeni gözlerde yeni biçimler alacak yeni dünyaları yaratmaktadır.

 Kulakmisafiri Elli Karakter’i okuyacak olanlar zaman zaman sınır tanımaz bir sınırlılığın, zaman zaman cinselliğin, tüm insan ilişkilerinin, bazen sapkınlığın izlerini yaratılan karakterlerde bulabilecektir. Her biri kısa birer öykü –ancak sonları olmayan sabitfikirlilerin hayatları gibi sarmal birer öykü- olan bu karakter anlatımları kitapta gülmece biçiminde sergilenmektedir. 

 Daha önce oyunlarında sadece parasal düşüncelerin egemen olduğu bir küçük burjuva ortamını “sert bir gülmece” ile eleştirmiş olan Canettinin Kulakmisafiri Elli Karakter’de yine bunu yaptığını belirtmem gerekir. Kanımca aynı durum bu kez farklı kılıflar içerisinde sunulmuştur çünkü, Kulakmisafiri Elli Karakter’in dünyası gerçeğin başka bir tarafında, belki “bir üstünde” bir dünya yerine geçmektedir. Burada, ya gerçeğin bir parçası olup kitle çılgınlığı içerisinde kendinize bir yer bulacaksınızdır; ya da Canetti’nin elli karakteri gibi kendi dünyanıza çekilip garip ritüellerin “esiri” olacaksınızdır.

 “Kafadaki dünyanın” adamı Elias Canetti’nin bu eserini yayınlayan Payel Yayınları, okuyucuya sunduğu bu gerçekten pek farklı deneyim ile –diğer kitaplarını da inceleyince gördüğüm kadarıyla- çizgisini kanıtlamaktadır.

 Dönüşüm, kitle, insanların nasıl olup da böyle birer “toplum çöküntüsü” yaratabildikleri veya güç kavramının getirdiği sorunlar... Tüm bunların üzerine düşünmek ve kendi kendimizi biraz daha iyi anlamak için sizleri Canetti’nin bir üst dünyasına davet ediyorum. Biraz daha bağımsız olabilmek sanıyorum bağımlıları ve bağımlılıkları anlamakla mümkündür.